KÖPRÜNÜN ÖTESİ

PETROLE HÜCUM * Oyhan Hasan BILDIRKİ
Petrol! Çağımızın zenginlik mihengi. Petrol, hangi ülke toprağından fışkırıyorsa, orada yaşayanları, az da olsa, mutluluğa ulaştırıyor. “Az da olsa” öbeğini, bilerek kullandım. Çünkü petrolün, bulunduğu ülke halkını, “kötü ettiği” örneklerini de görüyoruz. Bugün Irak, petrol yüzünden zorda iken, Azerbaycan pazarda. Petrol, nimet ve külfetini beraberinde taşıyor. Belki nimet paylaşımına fırsat bulamadan, külfetin eziyetine katlanmak zorunda kalınıyor.
Fakat, kim ne derse desin, nasıl düşünürse düşünsün, çağımızın -şüphesiz- en büyük silâhı, petroldür. Onsuz olmuyor. Ayrıntılarına girip vaktinizi almak istemiyorum. Komşularımız tükettiği için (!) olmalı, biz, petrol fakiri bir ülkeyiz. İhtiyacımızı karşılamak şöyle dursun, kendi kaynaklarımızdan herhalde sadece “tadımlık” miktarda petrol çıkarabiliyoruz. Bu yolda teknik bilgimiz, birikimimiz mi noksan? Değil. Görünen o ki, kaynaklarımız bize karşı “kör” ve “sağır”.
Yalnız, söylenenlerin aslı çıkarsa, biz de pek yakında petrol zengini ülkeler arasına girecek, uluslararası platformda söz sahibi olacağız. Petrol zenginlerinin ve bilhassa ABD’nin etkilediği “kamuoyu”, bizim lehimize döndü. Azerbaycan “neft yağı” payımızı, yüzde yediler seviyesine çıkarıyor. Hazar petrollerinin işleticileri arasında, biz de yer alıyoruz. Azerbaycan’ın zengin yataklarından çıkarılacak petrol, dünya pazarlarına, Türkiye üzerinden akıtılacak. Bu durum, bizim için oldukça önemlidir. Son Dışişleri Bakanımız da, bu önemi fark etmiş olmalı ki; “Azeri petrolünden alacağımız pay yüzdesinin artması değil, çıkarılacak petrolün Türkiye üzerinden taşınması, bir an önce taşıyıcı boru hattının döşenmesi gerekir.” diyor.
Milletçe bizi mutluluğa yönelten, yaşadığımız günler içinde emsaline ender rastladığımız, talihimizi döndürecek olan fırsatı, bir ucundan yakalamalı ve daha sonraki sebepleri ne olursa olsun, elimizden uçurmamalıyız. Parolamız lâf üretmek değil, iş yapmak olmalıdır. Yoksa, bizden daha uyanık olanlar, yolları tutacak, çok önce “Üsküdar”ı aşacaktır. İşte bu yüzden elimizi çabuk tutmalı, gelirse kendi gelsin anlayışını derhal terk etmeliyiz. Hanidir ufku tutan lâfları bir yana bırakmalı, bölgeye büyük canlılık getirecek olan Bakü-Ceyhan boru hattının döşenmesine başlamalıyız. Aynı zamanda, söz konusu boru hattının adını da, doğru telaffuz etmeliyiz. Bir yerde Bakü-Ceyhan derken, öte yanda Hazar-Akdeniz söylemini çıkarıp, akılları karıştırmamalıyız. Yol çatağına kavuşturduğumuz, “kurtlar sofrası”ndan çekip aldığımız gayretimizi, bu noktadan sonra, bedeli ne olursa olsun, “sıfır”a çıkarmamalıyız. Yüksek düzeydeki ilgililerimizce milletimize şırınga edilen ümit duygularını söndürmemeliyiz. Bu konuda artık hiçbir bahanenin ardına sığınamayacağımız aşikârdır.
Enerji Bakanımız Veysel Atasoy’a maşallah. Petrole hücumun şiddetli takipçisi olarak kalmadı, gecesini gündüzüne katarak petrol konusundaki umudumuz oldu. Şimdi bize düşen iş nedir, diyeceksiniz?
Şimdi bize düşen iş, uluslararası platformun labirentlerindeki kalleş tezgâhlara takılmadan, Azerbaycan’ın bize uzattığı eli, olanca samimiyetimizle sıkmaktır. Çünkü onlara “yol”, bize de “petrol” lâzım.
17 Şubat 1995
Oyhan Hasan BILDIRKİ

