KÖPRÜNÜN ÖTESİ

“DIŞARDAKİLER” * Oyhan Hasan BILDIRKİ
Biz içerdekiler “Türk olmak”tan, “Türk kamak”tan korksak da, kaçsak da, dışardakiler, bu “büyü”ye ve “sihirli değnek”e, olanca güçleriyle yapışmak istiyorlar. Onlar, yitirdikleri değerlere, bu yolla ulaşacakları umudundalar. Bizim uzaklaşmaya çalıştıklarımız, dışardakiler için “can simidi” gibi, başka şafaklarda asılı duruyor.
Dışardakiler “Türkçe”nin büyüsüne kapılmış, bu dille konuşmak istiyor. Biz içerde, hâlâ falan veya feşmekân okullarda eğitim-öğretim dili, “...mi, ...mı?” olsun diye, başımızın etini yiyoruz. İçerde “müşterek alfabe”den kurtulma yolları ararken, dışarda aksine kulaç atıyor, bütün Türk illerinde kullanılacak alfabe için nefes tüketiyoruz. Nedense, dışardaki “öyle böyle”, içerdeki “şöyle böyle” oluyor.
Fakat ben, içerdekileri sevdiğim gibi, dışardakilere de kelimenin tam anlamıyla “hayranım.” Çok renkli televizyon kanallarımızdan birinde, belki siz de rastlamışsınızdır: Ukrayna’da yaşayan bir ana, bağrında dağlaşan umutlarını, kendine has Türkçe’si ile anlatıyordu. Bu ana, daha iyi yaşayabilmek, dilini, inancını öğrenmek, yitirdiği değerlere tekrar kavuşmak için Türkiye’de olmak istediğini belirtiyor, asıl vatan belledikleri ülkemize kabulünün kapılarını aralamaya çalışıyordu. Türk olmanın en kolay yollarından biri, belki de bu... Ukraynalı ana için kurtuluş, Türkiye’de olmaktır.
Ya başkaları için?
İçerdekilerin yaşadığı toprakların dışındaki, bizimle herhangi bir küçük bağı olanlar da, kurtuluşu, Türkiye’de olmakta buluyorlar. Çünkü bizim ülkemiz, dışardakilerin “ata yurdu”dur. Onlar kavuşmanın, birleşmenin hasretiyle yanıp tutuşuyorlar. Nedense biz “ayrılma”nın, ayrı ayrı olmanın veya “ölme”nin çarelerini arıyoruz.
Fakat dışardakiler, içerde, başını kuma gömenlere bu fırsatı vermeyecekler. İçerdekilerin sırtını çevirdiği değerlere, dışarıdakiler kucak açacak. “Türk olma”nın fazileti, “Türk kalma”nın zevki, sonsuza kadar sürüp gidecektir.
“Sürüden ayrılan mı, ne olacak?” Onlar için yol, belli değil mi? Onları, “kurt” kapacak. Bu defa da onlar, yitirdikleri değerlerin “nâr”ına yanacaklar. Dışardakilerin şu anda yaşamakta oldukları sıkıntıların, ıstırapların, bunalımların tadına varacaklar. Dil uçlarında, acı uçuklar bitecek. Ve... akılları başlarına gelecek.
Dışardakilere kulak verelim. Onlara, biz hangi şartlarda olursak olalım, “ağabeylik” edelim. Zamanında onları kollayalım, gerekirse onlara arka çıkalım.
Biliyorsunuz, şu yaşadığımız dünyada bizim, onlardan başka dostumuz yok. Biz, millî kimliğimizden vazgeçmeye can atsak bile, dışardakiler “Türklük bayrağı”nı göndere çekiyorlar.
“Ucalan bayrak, asla yere inmez.”
23 Mayıs 1995
Oyhan Hasan BILDIRKİ

