YİNE ÇEÇENİSTAN * Oyhan Hasan BILDIRKİ
Çeçenleri, alkışlamak lâzım. Nüfusları bir buçuk milyon civarındaki bu millet, Kuzey Kafkasya Dağları’nın tek hâkimi olmaya devam ediyor. Rusya Federasyonu’nun “işgalci güç”lerine karşı, uzun zamandır direnişlerini sürdüren, kelimenin tam anlamıyla, onlara kan kusturan bu milletin, muhtar Türk cumhuriyetlerinden biri ve aynı zamanda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanıyan, bizden sonraki sırayı alan, çekincesiz milletlerden olduğunu biliyor musunuz?
Fakat 1991 yılında bağımsızlığını ilân eden Çeçen Cumhuriyeti, maalesef, “istiklâl şampiyonları” olduklarını tellal edenler tarafından, nedense, henüz tanınmamıştır. Bu durum, Rusya’nın iştahını kabartmış olmalı, arkasız, desteksiz, yardımcısız kalan Çeçenlere, durmaksızın bombalar yağdırıyor.
Hür dünya mı, ne yapıyor?
yaptığı bir şey yok. Olanı biteni, sadece “esefle” kınıyor. Çeçenistan’ı tanıma gibi bir düşünceyi akıllarına getirmiyor. Sanki, ileride “bora biçmek” için, şimdilik fırtına ekiyorlar.
Yapılacak iş, nedir?
Önce “esefle kınamayı” bir tarafa bırakıp, Çeçenistan’ı derhal tanımalıyız. Bir avuç Çeçen’e diş geçiremeyen Rusya, karşısında yer alanlardan, yani Çeçenistan’ı tanıyanlardan kime, ne yapabilir? Yaparsa da ektiğini biçmez mi? Tanımanın arkasından bu ülkeye, sür’atli bir biçimde yardım eli uzatılmalıdır. Kendilerine toparlanma fırsatı verilen Çeçenler, geçen günlerini ölçüp biçtikten sonra, yasaklanmış silâhları kullanmanın verdiği güçle kendilerini, kendilerine katmak isteyenlerin zoruyla değil, salim kafayla düşünerek, Rusya Federasyonu’nda kalıp kalmamama kararını vermelidirler.
Görüyorsunuz; zorla güzellik olmuyor. Ama, bu manasız zorlamanın bedeli, binlerce can oluyor. Başkaları hakkında, onlara rağmen, karar verenler; büyük bir ayıbın günahını da sırtlanıyorlar. Bana göre, bu yükü taşımak zor! Hele böylesine bir durumu açıklamak, daha da zor.
Düşünüyorum: Yarın çocuklarımıza biz, hangi kutsal değerleri, başta “özgürlük isteği” olmak üzere, ne şekilde, nasıl açıklayabileceğiz? Yalan söylerken, utanıp sıkılmayacak mıyız? Yavrularımızı da, bizleri avuttukları gibi, biz mi avutacağız?
Sayıyla kendimize gelelim. Ozakhar Dudayev’in tek Çeçen kalana kadar savaşa devam edeceklerini söylediğini unutmadık. Bu, en yetkili ağız tarafından yapılmış bir “blöf” değil, aksine özgürlük sevdasının açıklamasıdır. Lâfı bırakalım. Kuzey Kafkasya Dağları’nın kartallarına arka çıkalım. BM’yi harekete geçirelim. Susmayalım.
Sustukça, kan ağlayan kardeşlerimizin yarasına tuz bastığımızı unutmayalım.
6 Haziran 1995
Oyhan Hasan BILDIRKİ

