KÖPRÜNÜN ÖTESİ
GÜMRÜK BİRLİĞİ * Oyhan Hasan BILDIRKİ
Gümrük Birliği, yeni bir kapitülasyon mu? Lozan Antlaşması ile yakamızı zor sıyırdığımız, bir tuzağın içine mi itiliyoruz? Farkında olmadan “Körfez Krizi”nde yaşadığımız maddî zararların benzerlerini, bu birliğe girince, nasıl aşacağız? Hangi hazırlıkların içindeyiz? Bu yolda, neler yaptık? Bu sorulara verilecek cevaplarda, “kesin bir açıklık” yok. Bu sebeple, ufkumuzu tutan endişe dağlarının yükseldiğini görüyoruz.
Bu birliğe girdiğimizde, söz ve karar hakkımızın olmayacağı söyleniyor. Durum doğru ise, bunun adına “teslim olma” denir. Ve bu işin faturası, daha önceleri de benzerlerini yaşadığımız “dolduruşa gelme kararları”mız gibi, zavallı halkımızın omuzlarına yükletilecektir. O zaman, istenilmeyen durumlarla karşı karşıya gelebileceğiz.
Konuyla ilgili endişelerimi, birkaç noktada toplamak istiyorum. Ola ki, bazılarının dikkatini çeker de, alınması gereken tedbirlere, önayak oluruz. Bu birliğe girmekle uğrayacağımız 4 milyar dolarlık gümrük kaybımız ne olacak? Yerine ne getirmeyi düşünüyoruz? Birlik ülkelerine yaptığımız tekstil ihracatımıza uygulanan kısıtlamalar kaldırılacak mı? Kendileriyle yeni tanıştığımız, ama bir türlü yakınlaşamadığımız Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile başlattığımız ticarî ilişkilerimiz, hangi “dönemeç”lere doğru yol alacak? Komşumuz Yunanistan’ın bitmeyen kinini ve DEP gerginliğini nasıl aşacağız? İspanya, Portekiz ve Yunanistan’a verilen sanayi sektörlerini destekleme yardımı, bize verilmeyeceğine göre, yerli sanayiimizin rekabet gücünü, ne şekilde garanti altına alacağız? Yoksa, Zonguldak ve Karabük’ün çöküşünü, her gün yeni yeni, çetin gündemlerle devleşen sorunlarla mı, yeniden yaşayacağız? Uğruna kan döktüğümüz, nice dostluklar yıktığımız, katlandığımız fedakârlıkları da çoktan unuttuğumuz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile olan ilişkilerimizi, hangi yolla, nasıl sürdüreceğiz? Zira birlik, KKTC’yle yapılacak bütün ticarî ilişkilere yasaklama getirmiş durumda. Biz, bu yasakları de-lebilecek miyiz? Veya, canım, onlar da, ayakta durmayı öğrensinler mi, diyeceğiz? Kendimizi yakma pahasına, Kıbrıs Türkleri’ni de mi yakacağız? Bu konuda, bize hazırlanan tuzağı, göremiyor muyuz? Bizim katılmadığımız, daha doğrusu, bizi sokmadıkları Brüksel Toplantısı’nda, veto hakkımızın bulunmadığı kararlara karşı, tavrımız ne olacak? Her çıkarılan karara, boyun mu eğeceğiz? İşin kötüsü, böyle bir durumda, füze hızıyla yükselişe geçecek olan ekmeğin fiyatını nasıl, hangi tedbirleri alarak aşağı çekecek, halkımıza ucuz ekmek verebileceğiz? Bu konuda umudumuz yok. Kolumuz, baştan bağlanmıştır. Çünkü Avrupa’da ekmeğin kilosuna 5 marklık bir değer biçilmiştir. Orada, devlet desteğiyle ekmeğin fiyatını ucuzlatmak da “yasak”lanmıştır. Günde, aile başına, yarım çuval ekmek tüketenlerimizin başlatacağı ayaklanmayı, “boğaz kalkışması”nı, hangi yöntemlerle bastıracağız?
Bilmiyorum: Bize huzur mu batıyor? Dışarda yaptığımız diplomatik ataklarla Avrupa ülkelerini, insan hakları ve Atina’nın yan çizme konusundaki tutumunu aydınlatma seferberliğini, içerde, kendi milletimize niçin yapmıyoruz, neden tartışmıyoruz? Anlamak mümkün değil.
Yüklü sorulara gebe kafamızı, kumdan çıkaralım. Birliğe girme konusunu, yeniden tartışalım.
3 Ocak 1995
Oyhan Hasan BILDIRKİ

