YANARDAĞ * Oyhan Hasan BILDIRKİ
“Osmanlı’da milliyet şuuru yoktur. Bu yokluk, Osmanlı Devleti’nin belinin, kendi oğulları tarafından kırılmasına yetmiştir.” (*)
“Bel kırmadıkça” ama “bel kırdıkça” olacağı buydu.
Nihayet “Gümrük Birliği”ne girmenin (!) bedelinin ne olacağı ortaya çıktı. PKK’yla oturup, uzlaşmak. Bu işin sevdalısı, bizden de ateşli. “Çalıkakıcı”larına ateşkes emrini vermekten bile çekinmiyor. Zira ona göre bu iş, “çantada keklik”. Şimdi olumsuz tepkileri ölçecek “mihenk taşı” çalışacak. Alınan tepkilerin oranına göre, belki de adı büyük, kendi küçük “gümrük birliği”ne girişimizle ilgili oylama, “ertelenecek”.
Yabancının durumu, bize karşı olan tarihî tavrı bu. Ya içimizdeki “yabancıların”?.. Onlar, renkli camın renklerinin ardına sığınmışlar, televizyonlarda “kısırdöngü”yü tartışıyorlar. Ana olduğunu her fırsatta hatırlatan bayan konuşmacıya bakılırsa: “Avrupa Birliği’ne giriş fırsatı zaten kaçmış. Ama gümrük birliğine giriş fırsatını kaçırmamalıymışız. Avrupa, Amerika kendi içinde birliğe yönelirken, biz bunların dışında kalmamalıyız.” Diğer konuşmacılar da, hep “kendi doğrularını” fısıldamaktalar. Gümrük birliği konusunda hepsi de, kendi zamanlarını işaretlercesine, filân ya da falan ayla yılda “gaza basıldığını” açıklamaya çalışıyorlar. Yanlarına çekmeye çalıştıkları “uydu şahidi” bocalıyor.
Aydınlarımızın durumu bu! Hiçbirinin, üzerlerinde anlaştıkları, fikir birliğine vardıkları “bir tek memleket meselesi” yok. Bu yokluk, felâketimizi hazırlıyor. Karanlık dehlizlerin ışık alan noktalarından başını kaldırıp sokağa çıkan “eşkıya”, bürokratik engellemeler ve “kanun kafesleri” ile korunuyor. Yılanın başı, “evran”laşıyor.
Falih Rıfkı, doğruyu kestirmeden söylemiş: Osmanlı Devleti’nin belini, kendi oğulları kırmıştır. Ama bizdeki siyasetçilerin hiçbirisi “Zeytindağı”nı hiç okumamışlar ki, “ibret” alsınlar. Her biri tek tek, elbet “vatansever”dirler. Fakat tek kabahatleri, kendi gönüllerinin sesini dinlemek. Kendi bildiklerinden emin olmak, basit doğruların üzerinde, daha başka doğruların olabileceğini düşünmemek. Amansız hastalığımız, bu. Bu hastalık dün, Osmanlı Devleti’ni götürmüştü. Şimdi, “Türkiye Cumhuriyeti”ni “kemirmesinden” korkuyorum.
Öyle ya; başları bile kendilerinden olmayan PKK, nasıl canlandı, gücünü nereden ala ala büyüdü? Bize duydukları kinlerinin hesabını, yeni bir taşeronla da olsa görmeyi düşünenler, PKK’ya başka neden kucak açsınlar? Nabza göre şerbet sunan bürokratlarımız, siyasî ağızlara baka baka hazırladıkları “rapor denilen tuzak”larla, eşkıyayı “kanun kafesleri” içinde “şark bülbülü” ninnileriyle büyütmediler mi? Şimdi niçin telâştayız?
Avrupalı, haklı. Çünkü oralarda, “bel kırmayanın” belini kırarlar. Çünkü onların düzeni, “tuzaklar” üzerine kurulmuştur. Yoksa bir karış toprak için defalarca birbirine düşen Fransa ile Almanya’yı, aynı çatı altında, nasıl bir arada tutabilirsiniz?
PKK, bitirilmeli. Beli, kökten kırılmalı!
9 Aralık 1995Oyhan Hasan BILDIRKİ
* Falih Rıfkı ATAY, ZEYTİNDAĞI


