KÖPRÜNÜN ÖTESİ
SEYİRCİ OLMAK * Oyhan Hasan BILDIRKİ
“Hatasız kul olmaz!” derler. Ya devlet?
Devlet, devlet olmanın bilincinde olmayanlar tarafından çekip çevriliyorsa, günü kurtarmanın telâşında olanların elinde kalmışsa, hata yapar. Bu hatalar, nice yıllar geçse de, unutulmaz, dostlukların “soğuması”na yol açar. Kanayan kalplerin acısı, sonrasında ne yapılsa da, dindirilemez.
Kafkas Dağları’nın karlı doruklarında, “Kafdağı”nın sancılarını tek başına sırtlanan Çeçenistan’dan yükselen “mesaj” dolu seslere, ne pahasına olursa olsun, kulak vermeliyiz. Bu, olgunluk çağını yaşayan Türkiye Cumhuriyeti’nin aslî görevidir. Zira, bizim cumhuriyetimiz, bağımsızlık savaşı veren bütün milletlerin ülkelerine ışık tutan bir “kutup yıldızı” gibidir. Bizim kuruluş ve kurtuluş kavgamız, o memleketlere kılavuz olmuştur. Onlar bizim yolumuzdan, Atatürk’ümüzün izinden yürümüşlerdir. Onlara sırt çevirmek, sürdürdükleri kutsal savaşlarına seyirci olmak, bizim için “vebâl”dir.
Çeçen kartalı Cevher Dudayev, dünkü hatalarımızdan birini, suratımıza bir şamar gibi çakarken, kutup yıldızının görevini yapacağına olan ümidini de kaybetmiyor: “Şeyh Şamil’in şanlı mücadelesine yardım etmeyerek, bütün Kafkasya’nın Rus hegemonyasına girmesine seyirci kalan Türkiye’deki kardeşlerimizin, aynı tarihî hatayı tekrarlamayacaklarını ümid ediyoruz.” derken, bizden ne istediğini de, açık seçik, net olarak belirtiyor: “Biz, savaşmayı da, ölmeyi de biliriz. Sizden istediğimiz silâh ve asker değil, insanî ve diplomatik sahada bizi savunmanızdır.”
Bu konuda, Kızılay’ın yardımları dışında, bize düşeni yapmadığımız inancındayım. Üzerimize ölü toprağı serpilmiş olmalı, çevremizdekilerin ne etlisine, ne sütlüsüne karışırız. Halbuki Türkiye, Çeçenistan’da akan kanın durdurulması için Rusya Federasyonu nezdinde “aktif rol” oynamalıdır. Hatta, bütün kurum ve kuruluşlarıyla, dünyayı aydınlatmalıdır. Böyle bir çalışma, bizi, vebâl altında kalmaktan kurtarır. Aydınlatma görevini yaparken, “cesur” olmalıyız. Umutsak, gereğini yapmalı, değilsek; sağa sola umut fişekleri dağıtmayı terk etmeliyiz. O zaman, hiç olmazsa, başkalarını “nâr”ımıza yakmayız.
Yapacağımız iş, izleyeceğimiz yol belli. Liberal Parti Başkanı Besim Tibuk, “iş”in ve “yol”un altını, cesaretle çizmekten çekinmiyor: “Türkiye, kötü bir dış politika takip ediyor. Kimse Türkiye’nin büyük güç olduğunun farkında değil. Kafkaslar, bizim ön bahçemiz. Kafkasya ile ilgilenmeyip, Çeçenistan’ı Ruslara bırakmak, büyük hatadır.”
İnsan haklarının duvara asıldığı, binlerce sivilin katledildiği, dünyanın sadece homurdandığı Çeçenistan’da, tankların bozgunu başladı. Yüzlerce Rus tankı, Çeçen yiğitlerinin eline geçti. Rusya, çatırdıyor. Çeçenistan semalarından, diğer ülke şafaklarına, bir ses yükseliyor: “Tarih boyunca defalarca bağımsızlığımızdan taviz vermediğimiz için katliâma maruz kaldık. Ama bu sefer başarmak istiyoruz. Başta Türkiye olmak üzere, İslâm ülkeleri mücadelemize destek olmalıdırlar.”
Bu sefer destek olalım. İsimlere rumuz koymaktan, gözlere bandaj çekmekten vazgeçelim. Seyirci olmayalım!
10 Ocak 1995
Oyhan Hasan BILDIRKİ


